Şu aralar durup durup aklıma köy geliyor. Şimdi ne kadar da güzeldir orası, yemyeşildir akşamları soba yakılacak kadar serindir, tatlı rüzgarlar eser. Odun ateşinde közlenen mısırın tadı burdakilerle kıyas bile olmaz. Bayramda gidecektik ama farklı durumlar ortaya çıkınca kısmet olmadı gitmek, biletlerimizi açığa aldık artık kısmet ne zamansa o zaman gideriz inşallah. (Ki normalde koci çok daha hevesliydi gitmek için benimse bi nevi işime gelmişti gitmemek ama ne olduysa bilmem şimdi de bi özlem bi özlem bendekide hayırdır inşallah.?!) Hatta geçen akşam salataki bir salatalıktan başlayan muhabbet benim emekli olunca köye yerleşicem fikrimle kocayı dumura uğratarak son buldu. Bıktım artık doğal tekbirşey bile yiyememekten yaw, iki günde büzülüp çürüyen salatalıktan, dışı kıpkırmızı içi sapsarı odun gibi domatesten. Hele bu yaz bana mı denk geldi bilmem ama kocca yaz boyunca ne kadar arayıp taradıysam da normal tatda bir domates bulamadım. Nedir bu yaa, gözünü hırs bürümüş üreticilerin kurbanı olmaktan bıktık yaw. Köye yerleşicem, bahçe yapıcam kendime, kendim ekip kendim biçicem diye diye kocanın da kafasını ütüledim bi güzel. O da şaşkın ama canına minnet gözlerle dinledi beni.
Hah bi de köy yemeklerine sardım bu ara, yok yok cidden hayra alamet değil ki normalde ben evde pişse burun kıvırırdım ama şimdi canım nasıl istiyor, misal bu akşam eve gidince mısır ekmeği yapıcam :) Geçen babaanneme gittiğimde hamsili patatesin yarısını yutup, kalanını da paket yapıp eve getirmiştim. Noluyo yaw, yaşlandıkça özüme mi dönüyorum ne? :)

