27 Mart 2012 Salı

Geldim!

Efendim bir nevi zorunlu bir ara vermek durumunda kaldık. İşyerinde bloglara erişim sınırlandırıldı! Ol sebepten ötürü ne kendi bloğuma girebildim ne de başka blogları okuyabildim geçen haftadan beri. Blog hayatımın sonuna geldiğimi düşünürken -çünkü evden namümkün blog açmak falan vakit yokluğundan- bugün nette başka bir şey için blog uzantılı bir sayfaya tıkladım, anaa bi de baktım ki sayfa açıldı. Hemmen bloguma ışınlandım, bingo! o da açıldı. Artık bizim IT departmanının başına taş mı düştü artık ne olduysa bloglara erişimi açıverdiler. Umarım ki geçici değildir. Fena alıştım çünkü hergün buraları okumaya.
Bir sonraki postum Zeynep'in kendi odasında tek uyumasını konu alacaktı ama kısmet buymuş, Yeri gelmişken ona da kısaca değineyim. Doğduğundan beri aynı odada uyuduğumuz için ve de gecede 2536 kere kalktığımız için oda ayırma işi pek mantıklı gelmese de bir deneyelim dedik :) İlk akşam nöbeti kayınvalidem üstlendi. Tabi her uyanmasında bende başına koştuğum için bizim için değişen tek şey odalar arası kat ettiğim mesafe oldu. İkinci akşamı ise git gel yapmaktan bıkan ben Zeynep'in odasında uyudum ve hala da aynı durumu devam ettirmekteyim! Bu kadar sık uyanmasa ve uyandığında uykuya kolayca geri dalabilse ayrı uyuturdum ama hele de şu sıra üst dişlerinin gelmekte olduğu bu dönemde gece uyanmaları çok fazla olduğundan aynı odada uyumak daha mantıklı geldi. Oda ayırma operasyonunda değişen tek şey önceden Zeynep bizim odamızda uyurken şimdi biz onun odasında uyuyoruz :)


Bu foto da haftasonundaki park ziyaretimizden. Özgürlüğünü ilan eden küçük hanım elini bile tutturmadı, kendi başına gezeceğimiş :)

19 Mart 2012 Pazartesi

Yorgun Sessizce

Bu haftasonu evi ayağa kaldırdık tabiri caizse. Çoktan beridir yapmayı istediğimiz ev içi taşınma işlemini yaptık. Şimdi bu ev içi taşınma da ne ola ki derseniz odaları değiş tokuş etme şeklinde de özetleyebiliriz. Oturma odasını yatak odası, yatak odasını kızçeye oda, giyinme ve bilimum ıvır zıvırı tıktığım oda da oturma odasına dönüştürmek suretiyle ev içi taşınma işini yapmış olduk. Yaptık yapmasına ama ben şimdi fena halde yorgunum. Sözde minnak bir aileyiz ama biriktirdiğimiz eşya yükü almış yürümüş. Karınca misali hep taşımışız eve ama evin de istiab haddi var kardeşim. Doldur doldur nereye kadar. O yüzden çok acımasız da bir kıyım yaptım. Kıyafetlerimi ayırırken düşünme payı bile bırakmadım kendime. Çok seri bir şekilde en son bir sene içinde giymediysem yada artık değişen kilo durumundan ötürü olmayan kıyafetlerimi bi çırpıda gözden çıkardım, zayıflarım da giyerim olayına hiç girmedim. Ah ah ne cancağız kıyafetlerim, ayakkabılarım gitti de gık demedim ama şimdi içimde yandan bir ses ne ettin la sen demiyo da değil.Yok yok ben o sese kulak asmıyorum aksine çok çok iyi oldu, ferahladık, ne güzel oldu. Sadece kılık kıyafet de değil eşya da sepetledim evden, daha çok yer açıldı bize. Bi sürü gereksiz şey de gitti misal evlenirken aldığım çatal kaşık takımın konulduğu sandık tipi  bişey vardı evin içinde dolaştırıyordum bi türlü işlevli bir şekilde kullanamadığım, üzerine çiçek falan koyuyordum o ve onun gibi yer işgal eden ama esasında pek işlevi olmayan şeyi çıkardım evden. Artık yaş ilerledikçe insanın zevki mi değişiyo nedir ne kadar sade o kadar iyi bana göre artık.
Hala evde yapacak işler var kitapları tam düzenleyemedim mesela. Kendi şifonyerimin içi de düzenlenecek şeyler arasında. onlar da gelecek haftasonuna. Bu vesileyle ev de dip köşe temizlenmiş oldu. 
Ferahladık mutluyuz :)

Not: evden çıkan her işe yarayan şey ihtiyaç sahiplerine gitti, çöpe atmadım.

Kızçenin yeni odasındaki yalnız(!) ilk gecesi gelecek postta.

13 Mart 2012 Salı

Gözlerim uykuyla barıştı sanma





Uykum var hemde nasıl. Başımı masaya koysam iki dakika sürmez dalıp gitmem. Yatağından başka yerde uyuyamayan, yatağında da en az 10-15 dakika dönüp durduktan sonra uykuya dalabilen biri için oldukça trajik bir durum.
Kızçe büyüdükçe uykular uzayacağına kısalır oldu. Gecede 6-7 defa kalkmazsak gariplik var diyoruz. Hacıyatmaz gibiyiz yatar yatmaz kalkıyoruz :) Bu sabah ne alarmı ne de her sabah yoldayken beni arayıp uyandıran kocamın telefonlarını duymuşum. 4 defa aramış uzun uzuuun çaldırmış, telefonda yakınımda ama ıh ıhh duymamışım. En son telaş edip kayınvalidemi aramış. O da tam bana bakmaya gelirken ben kızçemin sesiyle uyandım. Servisin beni almasına 10 dk kala. Kendim mi hazırlanayım, terleyen kızımın üstünü mü değiştireyim derken bi şekilde her ikisini de halledip servisin beni beklemesine gerek kalmadan evden çıkmayı başardım. Bu durum da gösteriyor ki bizim bir uyku düzeni oluşturmamız şart artık. Öyle akşamdan yatıp sabaha kadar uyuyan bir bebek olmadı bizimki hiçbir zaman ama bu kadar da sık uyanması normal değil sanırım.

Tavsiyesi olan?!


resim  alıntıdır.

3 Mart 2012 Cumartesi

Ayakkabı alışverişi

Epeydir nette kızım için ayakkabı araştırmasındaydım. Malum artık sıralamaktan yürümeye terfi ettik. Maşallah kızıma 11. ayının içinde yürümüş oldu. Araya giren hastalıklar, her yere emekleyerek çok hızlı bir şekilde gidiyor olması vs. bu süreci biraz yavaşlattı sanırım. Neyse artık korkusuz adımlar atabiliyor. Bu zamana kadar evde giydiği patik tarzı ayakkabılar haricinde ayakkabı giydirmedim  arada dışarı çıkarken giydirdiklerim de var ama gittiğimiz yerlerde çıkardım hep. Giydirmeyeceğimi bildiğim için de çok fazla ayakkabı almadım şu ana kadar, -saydım da şimdi 5 tane almışım-. 3 ünü de sadece birkaç kez giydirmişimdir elbise altına falan. bir de bizim kızın ayakları ayakkabı içinde çok terliyor. O yüzden sağlıklı ayak gelişimi için evde hep çorapladır -min. 2 kat- :)
Herneyse yürümeye de başlayınca bu ayakkabı işi oldukça elzem bir hal aldı. Bende kendi çapımda inceleme analiz olaylarına girdim, sonunda da aşağıda görülen bilimum bebek ayakkabısı için gerekli koşulları içerdiği belirtilen papilerden sipariş verdim. Verdim vermesine de ben ayakkabı nosu olarak evdeki mothercare ayakkabısını baz aldım ki nerden bilirdim mc'nin kalıpları küçük, dolayısıyla gelen ayakkabılar oldukça büyük çıktı o numaralara göre. Ama ayakkabıları çok çok beğendim, derisi tabanı herbişeyi çok güzel bir de terletmiyormuş ki deneyip anlayacağız o kısmı. Neyse efendim ayakkabıları geri yolladım küçüklerini istedim. 






Fiyatı 109 tl, bebeshop'tan bir alana bir bedava kampanyalı, yazıyorum ki belki bu tip bir arayışta olan vardır benim gibi

18 Şubat 2012 Cumartesi

Alışveriş

Biri beni durdursuun. Bu internet alışverişine çok fena sardım. Sabahları ilk işimiz bu sitelere bakmak. Bu ay Markafoni, Limango, Trendyol yok grupanya habire bişeyler aldığımı farkettim. Fena da olmuyor oturduğun yerden yorulmadan alışveriş yapmak ama handikapları da yok değil. Misal dışarda mağazadan tek bir ürün alıp çıkacakken burda hazır kargo parası veriyorum onu da alayım bunu da alayım derken bakıyorum bir kalemde 8-10 parça birşeyler almışım. Hepsi ihtiyaç mı? tabi ki hayır. Alıp alıp duruyoruz habire, bakalım nereye kadar. Gerçi ben ay sonunda ekstremi görünce kendime gelirim muhtemelen..

15 Şubat 2012 Çarşamba

Haftasonu, biz, bakıcı, gelmeyen misafirler vs. vs.

Yazmayınca ara açılıyor malesef. ha bugün ha yarın derken bir baktım 16 gün olmuş. İstanbul karlı demişim 15 gün önce, bu arada karlar yağdı eridi ki bu sabah uyandık gördük ki yine kar yağmış. Ne güzel. Her mevsimin ayrı bir tadı var.
Bu aralar neler yaptık; kış hastalıksız olmaz hem ben hem Zeynep hasta olduk, ilaçlar kullandık, iyileştik. 10 gün yıkanmama rekorumuzu kırdık hasta ederiz korkusuna. Sonra önce 10-15 saniye ayakta desteksiz durmaya başladık ondan sonra da ilk adımların mutluluğunu yaşadık. Tam yürüdük diyemeyiz ama çok çalışıyoruz :)
Zeynep hanım bu aralar pek bir huy değiştirdi asabi dediğim dedik birşey oldu. Eskaza yapmak istediği bir şeyi engellediğimizde yada elinden aldığımızda yaygara kopuyor. Asi gençlik :)  Beycağızım o hallerini gördükçe işimiz var bizim bu kızla diyor.
Bu haftasonu kızımın iki ay küçük arkadaşı misafirimiz olacaktı. Çok göresimiz vardı Yekta beyleri ve dahi ana babası ve diğer ekürilerimizi. Bendeniz sabahtan mutfağa girmek suretiyle hazırlık neyin yaptım, alıp başını gitmek isteyen evimi misafir oturacak şekle soktum falan, amma velakin akşama birkaç saat kala gelemeyeceklerini bildirdiler. Yakın olsalar bi koşu gidip boğup gelirdim amma gelgör ki İstanbulun öte ucundalar da kurtuldular :)   eee o kadar hazırlığı oturup ben tek başıma yemedim, ablamı, kardeşimi ve yakında oturan başka arkadaşımı çağırdım güzel bir akşam geçirdik beraber, neye niyet neye kısmet :)
 Haftasonu bakıcı konusunu da hallettik sayılır. Önce eş dost vasıtasıyla gelen bir ablayla görüştük. Ablayı uğurladıktan sonra dönüp kayınvalideme "anneee bizi bırakmaaa" diye feryat edişim hala kulağımda. O kadar zor geldi ki yabancı birine evladımı teslim edecek oluşum fikri, oturup ağladım. Kadın bize nerdeyse hiç konuşma fırsatı vermedi, onu yaparım bunu yapmam, ağustosa kadar anca bakarım sonrasını bilmem, benim zaten çalışmaya ihtiyacım yok da çocukları çok seviyorum falan da falan dedi dedi ondan sonra hoop hadi bana müsade siz düşünün taşının bana haber verin yarın akşama kadar dedi kalktı gitti. Biz baka kaldık birbirimize, sanki kadına rica minnet yalvardık da o da lütfen bakıverecek gibi bi durum oldu, o bizi işe alıyor sanki. Çok acayip bir deneyimdi. O gece ne ben uyuyabildim ne kayınvalidem. Bu şekilde yol alamayacağımızı anlayıp akraba içinden tarama yaptım kendimce ve baba tarafından akraba olan eşini uzun yıllar önce kaybetmiş bir teyze geldi aklıma, bakar mı acaba diye düşündük ve arattırdım anneme. O da sağolsun bakarım dedi. Ve görüştük Pazar günü. İyi bir hanıma benziyor, hiç değilse hiç tanımadığımız yabancı birisi değil. İnşallah evladıma iyi ve şefkatle bakar. Bakalım göreceğiz. Allah yardımcımız olsun. Ne zor işmiş bu böyle.
Günlerden Çarşamba, günü de yarıladık sayılır. Sabah uyurken bıraktım Zeynoşu. Eğer uyanıksa sabahları ben çıkarken görünmemeye çalışıyorum, çünkü ağlıyor peşimden. Oturup anlatacağım bir yaşta da değil sıpa, o yüzden kaçıyorum.
Çok şükür bugünümüze ve bu halimize deyip bu postu bitiriyorum :)


30 Ocak 2012 Pazartesi

Karlı İstanbul


İstanbul bembeyaz örtüyle kaplı bugün. sabah servisi beklerken herne kadar donsamda çok güzeldi lapa lapa yağan karın altında beklemek.



Üstteki foto da beklerken çektiğim sokak fotosu. korkumuz cumartesi günü kar yağmasıydı ama çok şükür o gün hava nispeten az biraz daha kırıktı. Malum akşama düğünümüz olunca bu karda kışta kimse gelmeyecek diye endişelensekte gayet geniş katılımlı bir düğün oldu da kardeşceğizimi everdik :) Bu fasılı da atlatmış olduk çok şükür, Hem Mersin'de hem İstanbul'da düğün yapmak çok yorucu oldu. Ah bu gereksiz ritüeller. Düğünleri nedense çok gereksiz bulurum çünkü gelin ve damat dışında herkes eğlenir de o gariplerim kukla gibi yönetilirler. takısıydı pastasıydı yok ilk dansıydı aman aman. bu yüzden nikahla evlendim 2 saatte temiz iş. Hoş o bile bana yorucu geldi ya, hatırlıyorum da takı sırasında az kalsın bayılıyordum fenalık gelmişti bana. Ardından sevilen dostlarla kutlama yemeği bitti gitti. Galiba ben tantana sevmiyorum.
Herneyse düğün için kızçeme yaptığım kıyafet konsepti de elimde patladı desem yeridir. Süslü elbisebimizi altına çift kat kilotlu çorap ile giydirdim ama salon çok soğuktu bende hemen pantolon giydirdim üstüne kalın hırkasını çektim. Zavallım ilk defa o kadar kalabalıkla müşerref olunca ve de zaten biraz hasta olduğu için çok yadırgadı millet sevmek istedikçe bastı yaygarayı. Dedesinin kucağına tünedi. Zaten düğünün ortasında da aldım kızı eve geldim çünkü gürültü de çok fazlaydı. 

**

İK'dan şimdi mail geldi 5'te çıkıyormuşuz, akşamki toplantı da iptal oldu zaten. E güzel :)