Buralardayım da yazamıyorum. Yılın son ayı malumunuz yoğunluk uçmuş durumda. aslında şu anda bile burda olmamam lazım. İş çok vakit dar. Ama benim konsantrasyon da bir yere kadar. Gün içinde kısacık ama kıpsıcacık blogları turlama izni verdim kendime. Anca okuyorum o arada, kendi bloğuma yazamıyorum süre bitiyor. Şimdi içim elvermedi blogum epeydir güncellenmediği için iki satır bişey yazıp kaçayım dedim.
Şimdi ben gider paşa paşa excel sayfalarıma formüllerime gömülürüm artık gözlerim şaşı olana kadar..
Adios amigos..
11 Aralık 2012 Salı
22 Kasım 2012 Perşembe
Gelişim setleri
Zamane annelerinin çocuk
yetiştirme yöntemleri çok farklı artık. Eskiden –en azından benim çocukluğumda-
aileler bu kadar kılı kırk yarmazdı. Hayatın doğal akışı içinde büyüdük. Hiç
hatırlamıyorum anne babamın oturup benimle yada ablalarımla “etkinlik”
yaptıklarını. Şimdiki annelerde bende
dahil bir faaliyettir gidiyor. Etkinlik yapalım, kaliteli vakit geçirelim, aman
zihni açılsın, motor gelişimi artsın diye diye bir çabalamaca bi çabalamaca. Bakıyorum
da şimdi Zeyno’nun kitapları nerdeyse benimkilerden fazla. Koca bir sepet
dolusu oyuncağı, çeşit çeşit oyuncak setleri var. Ne olacak bir sonraki nesil
dehalardan mı oluşacak bu halde? J
Bizse çocukluğumuzda kendi oyunlarımızı kendimiz icat eder, eldeki kısıtlı malzemeden ve çokça doğadan bulup buluşturduklarımızla oyunlar oynardık. Misal bahçede evcilik oynardık çiçeklerden ağaç yapraklarından çalı çırpıdan neredeyse çiftlik kurardık. Yağlı çamur dediğimiz şimdinin oyun hamuruna mukabil bir topraktan tabak çanak yapardık. Neler yapmazdık ki düşünüyorum da hakikaten oyun anlamında çok renkli bir çocukluk geçirdik. Yazın hep dışarıda yakalamaca, çelik çomak, ip atlama, salıncak ve daha bütüüün çocuk oyunlarını çatlayıncaya, suratımız pancar gibi kıpkırmızı oluncaya kadar oynardık. –Salıncak deyince aklıma bir anım geldi; 8-9 yaşlarındayız bizle beraber 6-7 kişilik arkadaş grubumuz var. Zor bela birimizin babasına eğimi hayli yüksek olan kestane ağacına salıncak kurdurmuşuz. Tek tek bineceğimize 6 kişi bir salıncağa çullanıyoruz ve de salıncak da tehlikeli bir yükseklikte. Bahar ve yaz aylarında sorun yok ama sonbahar gelipte kestane dikenleri –kumuşlar- yerlere dökülünce düşmek sorun. Biz yine bir okul çıkışı hep beraber salıncağa çullanınca ve ipin de kopmasıyla armutlar gibi yerlere saçıldık ve tahmin edin nereye tabi ki dikenlerin üstüne, annelerimiz kaç gün diken ayıklamışlardı üstümüzden.-
Bizse çocukluğumuzda kendi oyunlarımızı kendimiz icat eder, eldeki kısıtlı malzemeden ve çokça doğadan bulup buluşturduklarımızla oyunlar oynardık. Misal bahçede evcilik oynardık çiçeklerden ağaç yapraklarından çalı çırpıdan neredeyse çiftlik kurardık. Yağlı çamur dediğimiz şimdinin oyun hamuruna mukabil bir topraktan tabak çanak yapardık. Neler yapmazdık ki düşünüyorum da hakikaten oyun anlamında çok renkli bir çocukluk geçirdik. Yazın hep dışarıda yakalamaca, çelik çomak, ip atlama, salıncak ve daha bütüüün çocuk oyunlarını çatlayıncaya, suratımız pancar gibi kıpkırmızı oluncaya kadar oynardık. –Salıncak deyince aklıma bir anım geldi; 8-9 yaşlarındayız bizle beraber 6-7 kişilik arkadaş grubumuz var. Zor bela birimizin babasına eğimi hayli yüksek olan kestane ağacına salıncak kurdurmuşuz. Tek tek bineceğimize 6 kişi bir salıncağa çullanıyoruz ve de salıncak da tehlikeli bir yükseklikte. Bahar ve yaz aylarında sorun yok ama sonbahar gelipte kestane dikenleri –kumuşlar- yerlere dökülünce düşmek sorun. Biz yine bir okul çıkışı hep beraber salıncağa çullanınca ve ipin de kopmasıyla armutlar gibi yerlere saçıldık ve tahmin edin nereye tabi ki dikenlerin üstüne, annelerimiz kaç gün diken ayıklamışlardı üstümüzden.-
Konumuza geri dönecek olursak
bana bunları düşündüren bugün çocuk gelişimi için uzman psikologlarca
hazırlandığı öne sürülen gelişim seti hazırlayan bir firma tarafından aranıp
uzun uzadıya setlerinin ne kadar iyi olduğunu, çocukların gelişimi için olmazsa
olmaz olduğunu, zaten çalışan anne olduğum için çocukla yeterli kaliteli vakit
geçiremediğimi ve gelişimini desteklemek için bu setlerden mutlaka almam
gerektiğini , arada bana ahkam kesen, ders vermeye çalışan bir salağı
kibarlığımdan ötürü bir türlü susturamadığım uzun bir telefon görüşmesi yaptım.
En sonunda bir sitenizi inceleyeyim
diyerek kapatabildim. Yarım saat geçmeden tekrar aradıklarındaysa bir ay için
ücreti mukabilinde göndermelerini, kızımın ilgisine göre de devam edip etmeyeceğime
karar vereceğimi söyledim. Onlarsa üyeliğin yıllık olduğunu, sete kesinlikle
bayılacağımı bla bla bla diye devam ederken
benim de kibarlığım bir yere kadar ilgilenmiyorum hulen deyip kestirip attım.
Şimdi zamane annesiyim ya, içimi
bişeyler kemirmeye başladı. Acaba alsamıydım, ya çocuğumun gelişimi geri
kalırsa, ya zekasını açacak bu faaliyetlerden onu bilerek mahrum bıraktıysam duygusu aklımı kurcalamaya başladı.
Şimdi bacılar. Sizlerde bu setleri kullanan var
mı? Bu konudaki fikirleriniz nedir? Bunlar bu kadar elzem midir? Ne düşünüyorsunuz hele bi deyin gayri.
17 Kasım 2012 Cumartesi
Kısa kısa
Vuhuu kış gelmiş, çok soğudu burada hava. sabah evden çıkarken kombinin derecesini arttırıp öyle çıktım. Malum baba kız evde bugün. Bu haftasonu da kışlıkları adamakıllı çıkarmam lazım, kalın kabanım, botlarım, çizmelerim falan.. İyisi mi ben bu haftasonu çoktandır erteleyip durduğum gardrop ve bilimum çekmeceleri düzenleme işine el atayım. Umarım..
***
Dün biraz aksiyonlu bir gündü. Tam öğlen yemeğimi yemiş, türk kahvemi elime alıp yerime geçiyordum ki telefonum çaldı, arayan üst kat komşum ve fonda ortalığı yıkan bizim evim alarm sesi.. Üstelik de sabah çıkarken ben alarmı kurmamışken. Aşka gelmiş bizim alarm ortalığı yıkıyor. hemen annemi aradım aksi gibi o da pazara gitmiş evde değil. O lanet sesi bir an evvel susturmak lazım komşulara ayıp olacak. Allah'tan işle evin arası arabayla 5 dakika. Hemen eve gittim, gittiğimde nasıl olduysa susmuştu. Meğersem elektrikler gitmiş uzun süre de gelmemiş, alarmın aküsü mü şarjı mı artık neyse o da bitince alarmın kafası karışmış, iyisimi ben bi cırlayayım demiş. Sevgili komşularım çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan ötürü alarmım adına özür dilerim, kusura kalmayınız. Gitmişken, sabah balkona astığım ama ya yağmur yağar da ıslanırlarsa diye endişenak olduğum çamaşırları da toplayıverdim. Kısa günün karı..
***
Bu ara amansız bir yeme modundayım, hani derler ya boşan da semerini ye aynen o şekil. Ama ben kendimi biliyorum, bu dönem geçici bir dönem, düşünmeden hareket etme evresini de geçireceğim. Ama işte bu süreç çok uzamaz umarım.
***
Zeyno hanımla akşamlar çok keyifli, büyüdükçe ve anlar oldukça paylaşımlar daha çok artıyor. Bir de konuşsa.. Hanımefendi bu konuda çok ketum, ağırdan alıyor. Ama derdini çok güzel anlatıyor ıhh ıhhh'larla yada elimizden tutup götürmesiyle işini gördürüyor da işte sözcüklere dökmüyor bir türlü.
***
Dün evlilik yıldönümümüzdü. Beycağızımla dört yılı tamamladık. Sabah kalkıp da telefonun alarmını susturmak için koridora çıktığımda telefonluğun üstünde dijital çerçeve içinde kızımın slayt resimleri karşıladı beni. yanındaki notta da "gün boyu kızından ayrı olan bir anneye" diye yazmış canım. Hediyesinden çok ince düşüncesi mutlu etti beni. Hemen işe getirdim masama yerleştirdim.
***
Az önce telefonda konuştuğumdaysa evde Zeyno'yla kuduruyorlardı. Geldiğimde evimi tanıyabilirim umarım dediğimde tanıyamasanda biraz aşınalık hissetmen için az biraz pay bırakırız dedi sağolsun..
9 Kasım 2012 Cuma
Yine aylardan Kasım
Bugün sevgili beycağızımın doğum günü. Canım benim. Bir kez de buradan kutlayayım doğum günüsünü. Akşama mumlarını muhtemelen Zeynep'in üfleyeceği pastasını da keseriz. Severim ben doğum günlerini, hayatın hay huyu içinde en yakınlarımızı bile bazen ihmal edebiliyoruz, böylesi günler bunu kırmak için bir vesile oluyor. Tabii doğum gününün unutulmaması halinde! Unutulursa o da ayrı bir facia :) (biliyorum çünkü, başıma geldi).
Zeyno'cuğum bu aralar anneanneyle takılıyor. Bakıcımızı kış iznine ayırdık. Kısmetse baharda yollarımız tekrar kesişecek. Sabahları güle oynaya anneanneyle gidiyor, anneanne "kızım hadi dışarı çıkalım, kuşlara kedilere bakalım" deyince bizimki hırkası ve ayakkabılarıyla kapıya yapışıyor. Ardından baka kalan bana dönüp bakmıyor bile hanımefendi. Artık yolda kesinlikle kucak istemiyor, merdivenleri keza kendi inip çıkacak (bittabi ben erketede bekliyorum).
Çarşamba günü 1.5 yaş aşıları yapıldı (hatta 2 yaşında yapılan Hep. A aşısını da yaptılar). Aşılarda şimdiye kadar hiç ateşlenmeyen Zeynep'in gece ateşi neredeyse 39'a çıktı. Basit ateş düşürücülerle kontrol altına alındı neyseki.
Zeyno'nun kış kreasyonunu da bir elden geçirmem lazım. Malum çok çabuk büyüyor bu bıdıklar. Haftasonu ilk iş atkı bere takımını yeniledim, havalar birden soğuyunca ilk o lazım olacaktı sanki. Aslında bahane arıyorum ona alışveriş yapmak için, oysaki annemin demesine göre Zeynep'in şimdiki kıyafetleriyle o 4 çocuğunu büyütmüş. O zamanın koşullarına göre de iyi giydirirmiş bizi. Neyse işte bizimki müsriflik mi yoksa kendimizi mutlu etme aracı mı bilmiyorum ama ben onun için birşey aldığımda çok mutlu oluyorum.
Evet evet evde giymeye kalın sweetler almam lazım çocuğa, üşüsün mü evladım. ihtiyaç ihtiyaç.. (mazallah donar monar :))
ps: Başlık Tual'den Yine Aylardan Kasım şarkısından arak. Çok severim.
30 Ekim 2012 Salı
Bayram güncesi
Pek bir sakin ve durağan bir Bayram geçirdik.
Öyleki ilk gün 9.30'da uyandım. Bey kalkmış namaza gitmiş, gelmiş, kahvaltıyı hazır etmiş bizse Zeyno'la uyur uyanık yayıldık durduk. Sonrası anne ziyareti ve validenin etlerine yardımla geçti. İkinci gün de program aynıydı hemen hemen. Öğleden sonra yine valideye gidiş, oturma yeme içme hali. F.'in ailesi Trabzon'da olduğu için sadece benimkilere gidip durduk. 3. gün eh artık bi hava alalım deyip Beykoz yolunu tuttuk, niyetimiz, koru sahil Allah ne verdiyse gezmekti. Biraz trafiğe takıldıktan sonra kendimizi belediyenin denize sıfır sosyal tesisinde bulduk. Çok önceden öğrenciyken gitmiştim ben oraya, o zamanlar dışardaki cafe ve kapalı alan yoktu sanırsam sadece restoran kısmı vardı diye hatırlıyorum. Neyse dışarıda oturduk ve bol bol deniz havası soluduk. Dolaşa dolaşa akşam ettik, Zeyno'yla kaydıraklardan kaydık. Bi de cesur küçük hanım kaydırağın tepesinden tek başına büyük bir keyifle kayıyor, bıraksak kendi başına merdivenlerden çıkıp çıkıp tekrar kayacak :)
Akşama ablamlarla bizde çay keyfi yaptık. 4. günü ise Mersinli olan gelinimizden uygulamalı içli köfte eğitimi aldık. Vallahi bende gizli yetenek varmış daha önce hiç yapmayı bile denemediğim köfteyi ilk defasında bile muntazaman yaptım :) Sonra da yaptıklarımızı bir güzel afiyetle yedik. Allah eline sağlık versin gelinimiz de döktürmüştü maşallah. Muazzam bir sofra hazırladı bize. Son günümüzdeyse artık kendimi tatil modundan çıkarıp yavaş yavaş gerçeklere alıştırmaya başladım. tam bir ton ütü yaptım üstelik yarısını Zeyno uyanıkken yaptım. Onu ütüden kollamaktan yoruldum. F'cim ise teee üniversiteden arkadaşlarıyla buluşmaya Üsküdar'a gitti. akşam 8'de eve geldiğinde trafiğin allak bullak olduğunu ve Cumhuriyet Bayramı kutlamaları nedeniyle sahilin inanılmaz kalabalık olduğunu söyledi. Güzel bir kutlama olmuş netekim.
Böyle böyle bir bayramı daha bitirdik. Darısı seneye inşallah.
24 Ekim 2012 Çarşamba
Arefe'den..
Bittabi bir arefe gününde daha çalışmaktayız yarım günde olsa. Sabah gözümü zor açtım zaten. Koca kişisi uyandırmayaydı uyuya kalırdım kesin. Gece bölük pörçük bir uykudan sonra normal tabi. Zeyno hanımın burnu tıkalı gece boyunca bi rahat uyuyamadı kızçem. İnşallah bayram boyunca onu da kendimi de bakıma alıcam. Hoş benim pek bakıma ihtiyacım yok da kendimi dinlenmeye alıcam diyelim. Bu bayram bi tarafa gitmiyoruz. Hatta ev dışı aksiyonumuz da az olur sanırsam. Yağmurlu bir İstanbul. Şöyle tatlı sonbahar havalarına geleydi ya tatil, mesela geçen hafta gibi. Park bahçe sahil dolaşırdık.
Bugünün programı iş çıkışı önce alışveriş, sonra ev, yemek işleri genel bir derleme toparlamaca. Sonra anneme baklava açmaya yardım. (Anne evinde asla kolaya kaçılmaz, öyle hazır baklava yufkalarına itibar edilmez, sarmalar bugünden sarılmıştır, baklavalar el yapımı olacak, bir tepsisi de zaten yarına kadar biter, babamın git gel aşırmalarından).
Bayramda hiçbir programım yok, öyle boş beleş geçirmeyi düşünüyorum. Kızçemle bol vakit geçirip o uyuduğunda kitaplarıma yumulacağım. Hava da böyle yağmurla giderse yapacak başkada bişi yok zaten.
Zeyno hanım da 19. ayın içinde artık. Herşeyi anlıyor, bazen kendince bişeyler anlatıyor ama anlamıyoruz tabi. Konuşma konusunda çok hevesli değil ama ıh ıhh'larla yada bizi elimizde tutup götürmesiyle istediğini gayet iyi anlatıyor. Mutfak plastiklerime pek meraklı. Onları ters çevirip üzerine çıkarak tezgaha uzanıyor. Dışarı çıkarken giydirdiğim hırkasını alıp kapıya gidip kapıya vurmak suretiyle beni dışarı çıkarın isteğini beyan ediyor. Yemek konusu hala sıkıntılı. Çok az yiyor ve sadece belli şeyleri yiyor. Yeni tatlara çok kapalı. Sadece meyveyı itirazsız yiyor.
Bir ara çok fazla dadandığım internet alışverişini kestim diyebilirim. Uzun zamandır ilk defa Zeyno'ya aşağıdaki kitapları aldım netten. D & R'da şu anda indirimdeler.
Resim bakmayı çok seviyor ve nesneleri gayet güzel ayırt ediyor. Bunlar da nesnelerin adlarını öğrenmesine yardımcı olur umarım.
Yarın Kurban Bayramı. Herkesin Bayramı kutlarım, umarım Bayram tadında bir Bayram geçiririz ülkecek. Ve yine umarım ki bu bayramda da klasikleşen bayram tartışmaları, burun kıvırmaları, kurbanını kesenlere hayvan düşmanı muameleleri yapılmaz, ve yine umarım ki akşam haberlerinde kaçan boğa, elini kesen kasap ve bayramda eti nasıl yemeli temalı haberler olmaz :)
Sevgiyle kalınız efenim, iyi bayramlar.
16 Ekim 2012 Salı
Ondan bundan
Sabahları evde kahvaltı yapmıyorum, işe gelince ilk işim hemen mutfağa koşup çayın gelmesini beklemeden kendi çayımı almak oluyor. Çayın eşlikçisi genelde grissiniler oluyor. (poğaçadan iyidir canıım). Bim'in grissinilerini seviyordum çekmecemde stokluyordum genelde ama hain bim artık getirmiyor onlardan.
Sabahları 15 dakika yol yürüyorum servise binmek için, bu hafta abladan işe gidip geldiğimden. Ha söylemedim dimi bakıcımızın babası kaza geçirdi e kızı da haliyle yanında olmak istedi. Bu hafta bakıcısızız netekim. Ne olacak nasıl olacak hiç bilmiyorum bu bakıcı işi beni geriyor ve yoruyor.
Bu ara Zeyno bana inanılmaz tepkili, bir buçuk yaşındaki çocuğun ne tepkisi olur demeyin gerçekten ben kapıdan girince çocuğun huyu tavrı değişiyor. tabiri caizse yapmadığını koymuyor bana. Ağlamak sızlamak, vurmak,yere atılıp tepinmek, ne istediğini bilmemek kısaca huysuzluk tavan. Ama sadece bana yapıyor, babaya veya teyzeye yapmıyor, sanırım onu bırakıp işe gitmemin öfkesini çıkarıyor. O öyle oldukça benim dengeler şaşıyor iyice geriliyorum. Evladıma yazık ama bana da yazık yaw.
Haftanın güzel haberi artık annemlerin şehre avdet ediyor olmaları sanırsam. İnşallah bu haftasonuna kadar gelecekler. Tam 6 aydır yoklar. Pazar günü all sisters toplaşıp altı aydır kapalı olan evi temizledik. Kendimi de katıyorum ama benim katkım onlara yemek yapıp çocukları kollamaktan ibaretti. Hoş temizlik yapmayı on kere tercih ederdim ya.. Valideye misler gibim bir ev hazırladılar sağolsunlar.
Haa kestane sezonunu da açtık artık. Kendilerinin kebabını pek bir severim de..
Dün bir arkadaşımın hatırlatmasıyla sınavsız ikinci üniversite okumayı düşündüm. Başvuru için çok az zaman kalmıştı -bugün son- ilk başta heveslendim ama sonra amaaan sende dedim. Resmen kaydolmaya üşendim. Yok dekont yatır yok Aöf bürosuna git üşendim valla. Hani netten kayıt olabilsem okurdum ama gerçekten kaydolmaya o bürokrasi içinde boğulmaya üşendim. Sağlık varsa seneye dedim.
Gidiim bi çay daha içiim barim. Hadi adiyos amigos.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

